Fethullah Gülen'e Açık Mektup
          Hocam Merhaba, Sizi Allah’ın selamıyla selamlamak isterdim ancak vermesi sünnet, alması farz olan bu selamı almayarak bir günah daha işlemenize vesile olmak istemedim; malum bu aralar günahınız çok! Neyse Hocam…

          Hocam Merhaba,

          Sizi Allah’ın selamıyla selamlamak isterdim ancak vermesi sünnet, alması farz olan bu selamı almayarak bir günah daha işlemenize vesile olmak istemedim; malum bu aralar günahınız çok!

          Neyse Hocam…

          Sağlık ve afiyette olmanızı ümit ediyorum. Lakin pek sağlıklı görünmüyorsunuz. O ağız dolusu beddua videonuzu izlerken irkildim, dehşete düştüm. Sağlıklı bir Müslüman’ın, hele hele sizin gibi Allah dostu olduğuna inandığım birinin asla ağza almayacağı beddualardı.

          “Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın…” ile başladınız ve

          “Allahım onları hezimete uğrat!
          Onları sars! Birliklerini boz!
          Onları paramparça et!
          Onları birbirlerine musallat et!
          Onlara karşı bize yardım et!
          Onları birbirlerine kırdır!
          Onlara karşı bize yardım et!
          Güçlerini birbirlerine karşı kullandır!
          Onlara karşı bize yardım et!
          Ey merhametlilerin en merhametlisi!
          Zatın hakkı için,
          Sıfatların hakkı için, Esma-i Hüsna'n hakkı için,
          İsmi Azam'ının hakkı ve hürmeti için,
          Efendimiz Hazret-i Muhammed'in hakkı için,
          katında şefaat yetkisi bulunanların hakkı ve hürmeti için, ey Ekram ve Celal Sahibi!”

          ile bitirdiniz. Tabii beni de…

          Bu videoyu izlerken tüylerim diken diken oldu. Dakikalarca kendime gelemedim. Gün boyu şoku üzerimden atamadım…

          Dediğim gibi pek sağlıklı görünmüyordunuz. Hele o avuçlarınızı neredeyse gökyüzüne değdirecek kadar yukarı kaldırmanız; kininizi, nefretinizi, öfkenizi odadakilere de bulaştırmak için sarf ettiğiniz gayreti görünce hiç ama hiç iyi olmadığınıza kani oldum.

          Siz iyi değildiniz onu anladım da odanızda bulunanlar da mı iyi değildi Hocam? Onlar neden size müdahale etmedi? “Hocam Allah için, Kur’an aşkına ne yapıyorsunuz!” diyemediler mi? Hadi onu da geçtim, hangi sağlıklı ruh, Müslüman alemini zehirleyeceğinden zerre şüphe bulunmayan o videoyu servis eder? Etrafınızda hiç mi düşünebilen kimseler yoktu?

          Sevgili Hocam,

          Hizmetle hiçbir zaman organik bir bağım olmadı. Faaliyetlerinizden doksanlı yılların sonlarına doğru haberdar oldum. Lise üçüncü sınıfta kolejinize ve dershanenize gittim. Fen lisesinde okuyan iyi bir öğrenci olduğum için eğitim kurumlarınızdan bir şey almadım, bilakis derece yaparak okul ve dershanenize katkıda bulundum, yıllarca benim üzerimden reklamınızın yapılmasını sağlamış oldum. Okul ve dershanede el üstünde tutulmama rağmen, ilkesizlik olarak değerlendirdiğim birçok nedenden dolayı arkadaşlarınızla tartıştım. “Bana ne canım” diyemedim, çünkü Hizmet faaliyetlerinin daha iyi yapılmasını arzu ettim. Üniversiteyi bitirdikten sonra yolum Avusturya’ya düştü. Oradaki arkadaşlarınızdan gelen bir teklif ile Zaman Gazetesi’nin kuruluşunda yer aldım ve yaklaşık iki yıl boyunca da çalıştım. Yine hep tartıştık. Aslında Gazete’de keyfim çok yerindeydi. Fakat ilkesiz davranış ve tutumlar, ki bunların birçoğu şahsımla ilgili değildi, itiraz nedenlerimdi. Ben Hizmet hareketini dünya Müslümanları için bir umut olarak görüyordum. Hizmetten habersiz dünyanın en ücra köşesindeki bir Müslüman’ın bile Hizmet üzerinde hakkı olduğunu, bu davaya kimsenin şahsi menfaatleri için ihanet edemeyeceğini savundum. Ediyorlardı maalesef, onun için iki yıl boyunca tartıştım, tartıştım, tartıştım… Sonunda Gazete’den ayrıldım. Kısa bir süre sonra da Türkiye’ye döndüm.

          Hizmet’e maddi ve manevi destek verdim. Ben de ailem de… Hizmetle hiçbir organik bağım olmamasına rağmen. Olsaydı gurur duyardım, taa ki şu hatırlamak dahi istemediğim beddua videonuzu izleyene kadar…

          Sahi Hocam, siz hep “beddua etmeyin” derdiniz. Nitekim ben sizi hiç beddua ederken görmedim.

          Bu ülkede Müslümanlar neler yaşamadı ki! Sadece Müslümanlar mı? Elbette değil. Azgın bir azınlık dışında herkes çok çekti. Hatırlayın, en son bir 28 Şubat yaşandı bu ülkede. Başörtüsünden tutulup yerlere fırlatılan genç kızların görüntüleri hala hafızalarımızda. Ben o kızlardan bir kısmıyla tanıştım. Biliyor musunuz Hocam, bazıları psikolojik tedavi gördü, görüyorlar. Benim eşim de İmam Hatip’li ve başörtülü olduğu için iki kez üniversite okuma hakkı elinden alınmış biri. Hala unutamadığı kırgınlıkları var. Ve daha niceleri var… Hocam, ben sizi o dönemde beddua ederken hiç hatırlamıyorum, yanılıyor muyum?

          Bulunduğunuz Amerika, siz oradayken bile ne kanlar döktü. Hiç beddua ettiniz mi? Irak’ta hala günde ortalama 50 kişi ölüyor. Bırakın bedduayı, bu konuda ne düşünüyorsunuz onu bile bilmiyoruz.

          Hocam Siz dershaneler kapanmasın diye feryat figan ederken, Esed’in zulmünden dolayı her gün onlarca kişi ölüyordu, ölmeye devam ediyor. Siz dershaneleri cansiperane savunurken küçücük bebekler soğuktan donarak ölüyordu, ölmeye devam ediyor. Hem de yanı başımızda. Esed’e hiç beddua ettiniz mi?

          Bediüzzaman Said Nursi gibi hayatını İslam’a adamış ve çok çile çekmiş Hasan El Benna’nın Mısır’da kurduğu Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın bir mensubu olan Muhammed Mursi demokratik yollarla Cumhurbaşkanı oldu. Gazze nefes aldı… İsrail durmadı, Sisi ile işbirliği yaparak Mursi’ye darbe yaptı. Bir gecede yüzlerce kişiyi katletti. Ben sizi bu dönemde hiç beddua ederken görmedim, yanılıyor muyum?

          İsrail, Gazze demişken… Hocam Viyana’da Zaman Gazetesi’nde çalışıyorum. Siyonistler her zamanki gibi Gazze’ye acımasızca saldırıyorlar. Hızlarını alamadılar, bu defa kimyasal silahlarla çoluk çocuk demeden yüzlerce kişiyi katlettiler. Boy boy dizilmiş çocuklarının naaşlarının başında çaresizce ağlayan Gazzeli babanın görüntüleri daha yeni düşmüştü ajanslara. Ben de oturdum o babayla birlikte ağladım. Viyana’da, Zaman Gazetesi’ndeki odamda… Ve Siyonistlere beddua ettim. Tutamadım kendimi. O babayı, yan yana dizilmiş çocuklarının başında ağlayan o biçareyi görünce dayanamadım. Beddua ettim. Peki ya siz Hocam? Beddua ettiniz mi? Ben hatırlamıyorum…

          Hangi birini sayayım Hocam, hangi birini? Ben sizi hiç beddua ederken görmedim. Fakat hep “Fethullah Gülen’in bir bildiği vardır. O bizler gibi sıradan değil. Allah dostu, gece gündüz okuyan, bazı şeyleri gönül gözüyle de görebilen, öngörüleri olan biri. Bir bildiği vardır muhakkak” dedim.

          Şimdi AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısıyım. Son birkaç yıldır partiden size kızan arkadaşlar vardı. Kendimi size hep siper ettim. Birliği, bütünlüğü savundum. “Parti’den de Hizmet’ten de yanlış yapanlar olabilir. Ama birlik ve bütünlüğümüzü bozmamalıyız, kanımızı içseler of demeyecekleri sevindirmemeliyiz, dünya mazlumlarının ve Müslümanlarının tek ümidiyiz, güçlü olmalıyız, birlik ve beraberlik içinde olmalıyız, şahısların hatalarını partilere ve camiaların bütününe mal etmemeliyiz” dedim durdum. Hizmet hareketinin içindeki o samimi kardeşlerime güvendim. “Hadi!” dendiğinde “Nereye” sorusunu sormadan valizini toplayan gönül erlerine inandım, hala inanıyorum. Ama her şeyden önce size inandım, size güvendim Hocam. Ah o videoyu izlemez olaydım… Beni ve benim gibi düşünenleri nasıl bir hayal kırıklığına uğrattınız bir bilseniz! Aylardır gazetelerinizden, televizyonlarınızdan durdurmak bilmeksizin saldıran arkadaşlarınıza kızmadım. Onlar hata yapıyor deyip geçtim. Fethullah Gülen Hocaefendi var dedim. O devreye girer ve düzeltir bu yanlışları dedim. Siz ise yanlışları değil, o videonuzla beni ve benim gibi düşünen milyonların ümidini bitirdiniz Hocam… Yapmayacaktınız Hocam, demeyecektiniz…

          Hakikaten Hocam, sizi bu kadar öfkelendiren neydi? Yukarıda bir kısmını saydığım zulümlere ses çıkarmayan, zalimlere bile şefaat edecek kadar ince düşünen Sizi bu kadar hiddetlendiren şey neydi?

          Düşünüyorum da, on yıl öncesine göre Türkiye çok daha güçlü, imanlı, inançlı, başarılı. Her yönüyle on yıl öncesine göre çok daha iyi. Hizmet hareketi de çok daha iyi. Türkiye’de işler yolunda gidiyor. İşleri yolunda giden Türkiye, dünya mazlumlarına ve Müslümanlarına da daha fazla el uzatabiliyor. Peki, öyleyse sizin derdiniz ne Hocam? Dershaneler mi? Hükümet olarak yer yer yaptığımız hatalar mı? Bazen iddia ettiğiniz gibi arkadaşlarınızın bürokraside sıkıntılı duruma düşmesi mi? Nedir Hocam sizi bu kadar hiddetlendiren? Bu saydıklarım o rezil beddualarınıza gerekçe olarak gösterilemez değil mi? Eğer derdiniz hükümetin hataları, dershaneler, bürokratlarınız olsaydı, bu kadar ağır beddua etmezdiniz değil mi? Peki nedir karın ağrınız Hocam? Siyonist’ten, zalimden, katilden, puşttan, pezevenkten esirgeyip de sizinle kıblesi bir, davası bir, samimiyeti ortada olan kardeşim dediğiniz insanlardan esirgemediğiniz o bedduaların sebebi nedir Hocam? “Allah ıslah etsin, varsın bu da böyle olsun, gelip geçer” demeyip de beddua kusmanıza sebep olan şey nedir Hocam?

          Aaah Hocam aah! “Ahmet Akgündüz Hoca Roterdam İslam Üniversitesi’nin anahtarını kendilerine teslim etmedi diye Akgündüz Hoca’ya suikast düzenlediler” dendiğinde de “İnşallah doğru değildir ancak eğer doğruysa ve Fethullah Gülen Hoca Efendi bunlardan haberdar olursa kıyameti koparır” demiştim.

          Meğer Hocam siz de aynı düşünüyormuşsunuz.

          “Allah onların evlerine ateşler salsın” dediğiniz insanlara suikast da pekâlâ düzenlenebilir Hocam, değil mi? Çocuklarının başında ağlayan o acılı babanın halinin neden sizi derinden sarsmadığını, şimdi daha iyi anlıyorum Hocam. Çünkü üzerlerine ateşlerin salınmasını istediğiniz kardeşlerinizin evlerinde bebelerinin olabileceğini de hiç düşünmemişsiniz…

          Zatı Âlinize saygım büyüktü Hocam, size hep dua ederdim, ettirirdim.  Hizmetlere maddi ve manevi destek verirdim. Fakat sizinle ilgili tek tereddüdüm yüzünüzde eksik olan Nur’du. Hep sorgulardım. Sizin gibi büyük bir Zat’ın yüzünde neden Nur’dan zerre yoktu! Bu bende hep kuşku uyandırırdı. Şimdi anlamaya başladım galiba…

          Size kırgınım Hocam, maalesef. Gönül erlerine olan muhabbetim sonsuza kadar devam edecek. Hizmet’e sonuna kadar evet, fakat Hizmet içindeki Örgüt’e sonuna kadar hayır diyor ve sizi Allah’a emanet/havale ediyorum.

          Osman Timurtaş